Image Hosted by Resim Yukleme Upload Galeriler Resimler
Nereye Gider Bu Gaflet Gemisi - Blogcu - Sayfa 3



Nereye Gider Bu Gaflet Gemisi
Image Hosted by Resim Yukleme Upload Galeriler Resimler

Görmesini Bilen Gözler



 

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

Cüneyd Suavi

11:55 - 10/5/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

Bir Dostluk Öyküsü





 

 



Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği
bir kazada birlikte ölmüşlerdi. Diğer alemde
bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya
başladılar.Adam çok susamıştı, biraz su
bulabilmek ümüdiyle yürümeye devam
ederken, birden kendilerini muhteşem
bir manzaranın karşısında buldular.
Rengarenk çiçekler,süsler içerisinde bir
bahçe, altından yapılmış bir saray kapısı
ve onları karşılayan beyazlar içerisinde
bir melek. Adam köpeği ile birlikte meleğe
yaklaştı ve sordu. "Burası neresi?"
Melek gülümseyerek ; "Burası Cennet" dedi.
Adam bunun üzerine sevinçle "Harika!" dedi
"Peki bana biraz su verebilir misiniz?
Melek; "Tabi" dedi "İçeri girin, içeride dilediğiniz
kadar su içebilirsiniz." Adam köpeğine
seslenerek "Haydi, gidiyoruz" dedi fakat melek
"Hayvanlar buraya giremez" diyerek köpeğin
içeriye girmesine engel oldu. Adam,
susuzluktan bitap düşen köpeğine kıyamadı.
Onu dışarıda bu halde bırakıp cennete
giremezdi, asıl bu günahtı. Ve adam geldikleri
yönün tam tersi istikamete doğru köpeği
ile birlikte yürümeye devam etti.



Bir süre sonra kendilerini bu kez tozlu,
çamurlu bir yolda buldular. Yolun sonuna
geldiklerinde, çiftlik girişini andıran bir kapıyla
karşılaştılar. Yırtık, pırtık elbiseli bir dede
çıktı karşılarına. Adam sordu;
"Bana biraz su verebilir misiniz?"
Dede "içeri gel" dedi. "Şurada, sag tarafta bir
çeşme var" Adam "Peki bu hayvancağızı da
içeriye sokabilir miyim? o da çok susadı..."
Dede "Tabi"dedi. "Çeşmenin yanında
köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın."
Adam köpeği ile birlikte kapıdan içeriye girip
biraz ötedeki çeşmeden doya doya suyunu içti.
Köpek de oracıkta bulunan kaseden doya doya
suyunu içerek, susuzluğunu giderdi. Sonra adam
geri dönerek, girişte bekleyen dedeye sordu;
"Suya doyduk. Allah razı olsun. Peki ama
burası neresi?" Dede "Burası cennet" dedi.
Adam iyice şaşırmıştı. "Ama nasıl olur?!
az önce burası gibi kırık, dökük olmayan
muhteşem bir yere gittik ve kapıdaki melek
oranın cennet olduğunu söyledi... Dede;
"Şu rengarenk çiçeklerle süslü, altın kapılı
yer mi?" dedi. "Orası cehennem" Adam iyice
şaşırmıştı. "Peki ama oradakiler buranın
adını kullanarak insanları kandırıyorlar diye hiç
kızmıyor musunuz?" Dede gülümseyerek
yanıt verdi; "Kızmıyoruz. Çünkü onlar, kendi
çıkarları için arkadaşını, başka canları yarı
yolda bırakanları cenetten uzak tutuyorlar."



Dostlarınızı yarı yolda bırakmayın.
Sadece insanları değil, hayvanları da sevmek,
korumak, kollamak bir insanlık görevi, dostluk
örneğidir.



Bir dostun! üzüntüsüne herkes sempati duyabilir,
bu çok kolaydır. Bir dostun başarısına sempati
duyabilmek ise çok sağlam bir karakter gerektirir.




DOSTLARINIZA DOSTLUĞUNUZU
HİSSETTİRİN.


11:40 - 10/5/2006 - yorum {1} - yorum yaz

Yedi Gerçek



 

 




   
- "Kaç yıldır bu kapıdasın evladım?"
   - "20 yıldır efendim."
   - "Bu zaman süresince benden ne öğrendin?"
   - "Hiçbir şeyle değişmeyeceğim yedi gerçek öğrendim."
   - "Ömrüm seninle geçtiği halde topu topu 7 gerçek mi öğrendin?"
   - "Evet!.."
   - "Söyle bakalım öyleyse neler öğrendin?"

    - "Baktım ki herkes bir şeyi dost ediniyor, ona gönül verip bağlanıyor. Ancak bunlardan hemen hepsi insanı yarı yolda bırakıyor. Ben ise, beni hiç bırakmayacak, ölümden sonra bile benimle gelecek şeyleri aradım. Ve dost olarak iyilikleri seçtim kendime. Ki onlar sonsuz bir yükselme yolculuğuna çıkmış insanoğlunun hiç tükenmeyecek azığı ve en gerçek dostlarıdır.
   - "Çok güzel, ikincisi ne bakalım?"
    - "Baktım ki, insanların bir çoğu geçici dünya değerlerine dört elle sarılmış onları koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çareye başvuruyor. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine, kimi ününe tutunmuş sımsıkı, onları elden çıkarmamak için çırpınıp duruyor. Oysa ben varlığımı ve bütün isteklerimi O'na satıp, gönlümü yalnız O'nun sevgisine açtım."
   - "Devam et!"
    - "İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm. Ancak bir çoğu üstünlüğü yanlış yerlerde arıyor ve birbirinin üstüne basarak yükselmek istiyordu. Bunun üzerine üstünlüğü geçici dünya değerlerinde değil, akıl ve ahlakça yükselmekte, kötülüklerin her çeşidinden el etek çekip, iyiliklere vasıta olmakta aradım."
   - "Devam et yavrum."
    - "Yine baktım ki, insanlar sabahtan akşama birbirleriyle uğraşıyor, boş yere hayatı zehir ediyorlar kendilerine. Bütün bunların benlik, bencillik ve çekememezlikten ileri geldiğini gördüm. Ve gönlümü bu kirlerden arıtarak, herkesle dost olup, huzur ve güven içinde yaşamanın yolunu buldum."
   - "Sonra?"
    - "Nedense herkes hatasının sebebini hep dışta arıyor ve başkalarını suçlamak yoluna sapıyordu. Böylece suçlarının örtüsü altına saklanıyordu. Oysa insanın başına ne geliyorsa kendi yüzünden ve kendi eliyle geliyordu. Bunun bilip yalnız kendimle cenge girerek, nefsimin iradesine uymamaya ve vesvese verenin ağına düşmemeye çalıştım."
   - "Dogru. . ."
    - "Baktım ki insanlar su bir lokma ekmek ve dünya geçimi için helal haram demeden, her türlü hakkı çiğnemekten çekinmiyorlar. Hem başkalarının hakkını alıp onları yoksul bırakmakla, hem de bu haksızlığın azabını ağır bir yük gibi vicdanlarında taşımakla iki kere kötülük etmiş oluyorlar. Oysa doğru yaşanıldığında ve hakça bölüşüldüğünde dünya nimetleri insanlara yeter de artardı bile.
   - "Ve yedinci?"
    - "Yedinci olarak şunu gördüm ki, insanlar bir şeye dayanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine. . . Bunların hepsi de bir süre sonra yıkılacak eğreti desteklerdir. Ben ise yalnız O'na sığınıp yalnız O'ndan yardım diledim. Ve bunun karşılığı sonsuz bir güven oldu.
   - "Seni tebrik ederim evladım. Ben de yıllar yılı bütün din kitaplarını inceledim. Hepsinin bu 7 gerçek etrafında döndüğünü tespit ettim."



Yazarı Bilinmiyor


19:53 - 8/5/2006 - yorum {3} - yorum yaz

Önyargı




Küçük çocuk büyük insan edasında pastaneden içeri girip masalardan birine oturdu. Cebinden parasını çıkartıp saymaya başladı. Garson kız küçük beyin oturduğu masaya yaklaştı.
-Evet; ne istiyorsun?
-Şey... Bir dilim pasta ne kadar
-20 sent
-Peki bir küllah dondurma?..

-12 sent
Çocuk elindeki paraları tekrar saymaya başladığında garson kız ona çıkıştı
-Acele et, akşama kadar senin siparişini bekleyemem, ne istiyorsan çabuk söyle.. bir sürü müşteri var görmüyor musun?
-Tamam, bana bir küllah dondurma lütfen.
Garson kız siparişi aldıktan sonra "Çattık yaa" diyerek uzaklaştı küçük çocuğun mamasından. Bir süre sonra da dondurmayı getirip çocuğun masasına sert ve kızgın
bir tavırla koyup gitti.
Çocuk dondurmasını yedikten sonra uzun bir süre garson kızın gelip hesabı almasını bekledi ama kız onunla hiç ilgilenmiyordu.

-Beni görmüyor mu acaba? diye geçirdi çocuk içinden. Sonra kalkıp kasaya gitti, yediği dondurmanın bedeli olan 12 senti ödeyip dükkandan çıktı. Bir süre sonra garson kız küçük beyin oturduğu masayı temizlerken servis tabağının altında 8 sentlik bahşişini buldu. Genç kızın, gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı "Beni affet küçüğüm..." dedi "ne olur beni affet..."



Pişmanlıklarınızın daha az sayıda olmaları için;
ÖNYARGIDAN UZAK DURUN LÜTFEN !



Pier Santicoos

19:47 - 8/5/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

Aşk ve Zaman



Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir
ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri,
Aşk dahil bu adada yaşarlarmış.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?"
diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş:
"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar
büyük olduğunu anlayabilir"


Yazarı Bilinmiyor

19:44 - 8/5/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

Bitmeyen Sevgi



Genç adam ellerinde bir buket çiçek,
sahile koşarak geldi...
Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince
ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı.
Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller... Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, " Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum " dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman o nu düşünse, o nunla buluşacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerinde rağmen ikiside sevgisinden hiç birşey kaybetmemişti.. Onları hiç birşey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her seferinde hep geç kalıyordu . Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu... Sevdiğinin en son buluşmalarındaki halini anımsadı... Genç kız iskeleye koşmuş ve hemen oraya oturup ayaklarını denize doğru sarkıtmıştı... O günki neşesi ve güzelliği ne muhteşemdi.


Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki ? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı...Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hemde çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek, tahta iskelenin en ucuna yine birlikte elele koşar adım ilerleyerek... birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı ? O zaman neden gelmemişti yine ??... Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır..olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. "yedi sene oldu" dedi. yedi senedir hergün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden bir damla daha yaş güllerin üzerine damladı... "Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben yine onun evine gideyim" diye mırıldandı...Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyardı... yine saatlerce konuşur, dertleşirdi... Genç adam ayağa kalktı.Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı...

Bu Öykü "Ölümsüz Sevgiler"e İtaftır.

Hıncal Uluç

19:41 - 8/5/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

Her Şeyde Bir Hayır


 

 




 


 



Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral varmış. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazmış. Nereye gitse onu da beraberinde götürürmüş.

Kralın bu arkadaşının ise sıradışı bir alışkanlığı varmış. İster kendi başına gelmiş olsun,ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep
"Bunda da bir hayır var!" dermiş.

Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıkmışlar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da avlanıyormuş. Arkadaşı , tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yapmış ve kral ateş ederken tüfeği geri tepmiş, kralın başparmağı kopmuş. Durumu
gören arkadaşı her zamanki sözünü
söylemiş: "Bunda da bir hayır var!"
Kral acı
ve öfkeyle bağırmış:
"Bunda hayır falan yok! Görmüyor musun,
parmağım koptu!" Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırmış.

Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyormuş. Yamyamlar onları ele geçirip köylerine götürmüşler. Ellerini, ayaklarını bağlayıp köy meydanında yaktıkları kocaman ateşin başında toplanmışlar. Kral ve adamlarını pişirmeye hazırlanıyorlarmış ki , kabile reisi, kralın başparmağının olmadığını farketmiş. Kabilenin, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanlar yenmiyormuş. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlarmış. Korkuyla, kralı çözmüş, serbest bırakmışlar. Diğer adamları ise pişirip yemişler.

Kral , kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini düşündükçe,onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman olmuş. Hemen zindana , arkadaşının yanına koşmuş ve başından geçenleri bir bir
anlatmış."Haklıymışsın! Parmağımın
kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım bu haksızlıktan ötürü beni affetmeni istiyorum." "Hayır" diye karşılık vermiş arkadaşı.
"Bunda da bir hayır var... ve asıl ben size teşekkür etmeliyim." "Ne diyorsun Allah aşkına?" diye haykırmış kral. "En yakın arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir?" Arkadaşı yanıt vermiş; "Düşünsenize, ben zindanda olmasaydım,
sizinle birlikte avda olurdum...Ve sonra!!!..."

19:35 - 8/5/2006 - yorum {2} - yorum yaz

Yaşamın Yankısı

 

Küçük kız babası ile ormanda yürüyüş yaparken, ayağı takılıp yere düşüyor. Can acısıyla "Ahhh" diye bağırınca ilerideki dağın tepesinden "Ahhh" diye bir ses duyuyor ve küçük kız , dağın tepesinde başka birinin olduğunu sanıp bu kez de "SEN KIMSIN?" diye bağırıyor. Aldığı yanıt "SEN KIMSIN" oluyor. Küçük kız bu yanıta iyice sinirlenip "SEN BIR KORKAKSIN, NEDEN SAKLANIYORSUN?" diye haykırıyor. Dağdan gelen ses"SEN BİR KORKAKSIN..." diye cevap veriyor.

Sonunda babasına soruyor "BABA NE OLUYOR BÖYLE?" "DINLE VE ÖĞREN" diyor adam, bu kez kendisi dağa doğru "SANA HAYRANIM" diye bağırıyor. Gelen cevap "SANA HAYRANIM" oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "SEN MUHTEŞEMSİN" gelen cevap "SEN MUHTEŞEMSİN. Küçük kız çok şaşırıyor ama halen ne olduğunu anlayamıyor.

Adam, küçük kızına
hayatın sırrını anlatmaya başlıyor.
"Buna "YANKI" denir. Ama aslında bu "YAŞAM"dır. Yaşam daima sana, senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şevkat istediğinde, daha şevkatli ol. Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Çünkü yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynadan bir yansımasıdır. Hayat sana ancak, senin ona verdiklerini geri verir, bunu unutma!


Yazarı bilinmiyor

19:30 - 8/5/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

Çocuk ve Sevgi

 


Sevgi bekler çocuklar
Anne bağırır;
"Çabuk ol servisi kaçıracaksın!"
Baba kükrer;
"Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!"

Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk.
Taze bir sabah, bayat bir günün devamıdır çok zaman.
Her sabah adına yuva denen, adına kreş denen o yere
bırakılır. Başkalarının annesinde, kendi annesinin
hasretini çeker günboyu. Sabahın köründe
"benim annem ne zaman gelecek"
diye gözyaşları döker solgun yüzüne dizi dizi.
Akşam ne uzundur. Yuva nice gürültülü.
Sevgilerini konuşurlar efkarlı saatlerde.
"Benim babam beni çok seviyor."
"Hayır, benim babam beni daha çok seviyor."
"Hadi ordan, beni hem babam
hem annem daha çok seviyor."


Baskalarının babası kendi çocuklarını çok severse,
sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi
kavga ederler.En cok sevilen olmaktır tutkuları.
Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin
ıspatını yapmaya koyulurlar.
"Benim babam beni hamburger yemeye götürdü."
"Biz hem hamburger yemeye gittik,
hem de Luna parka gittik."
"N`apalım.Benim annem beni sinemaya götürdü. 
Aslan Kral filminde ağladık annemle birlikte."
"Kızlar ağlar zaten. Ağlamanın neresi eğlenceli?"
"Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz."
"Benim babam benimle değil,
arkadaşlarıyla maç etmeye gidiyor."
"Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. 
Bi kere biz ikimiz, yani babamla ben, maç ediyoruz..."

Pazartesileri hep böyle geçer.
Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu ıspat
etmeye çalışır. Öteki çocuklar yeni sevgi ıspatlarını
ortaya koydukça içini bir ürperti kaplar. Başkalarının
babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba?
O reklam gelir aklına. Kahrolası reklam.
"Evinizi seviyorsunuz, arabanızı seviyorsunuz...
Beni sevmiyor musunuz?"
inanmak üzeredir onu sevmediklerine.
Arka koltuğa gazoz döktü diye ne çok bağırmıştı
babası. Ama olsun, arkadaşlarına bunu
anlatmazsa eğer, babasının arabasını kendisinden
çok sevdigini nereden bilecekler.
Keşke her pazartesi en sevilen evlat
oyununu oynamak zorunda kalmasaydı. 
Bunun için pazartesileri hep hasta numarası
yapması gerekiyordu. Uyanamama numarası.
En sevilen çocuk olmak yarışması,
bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne
kadar kolay olacak. Oyunu değiştirebilirdi.
Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek
diye her Pazartesi karanlık bir kuyu olmazdı o zaman. 
Herkesin annesinin ve babasının ne kadar iyi
anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak
aldıklarının konuşuldukları bir sırada,
"Beni anneannem çok sever" diye bağırıverdi.
Sustu arkadaşları. Söyleyebilecek bir şey bulamadılar.
Akın boynunu büküp "Benim anneannem yok" dedi.
Üzüldü o zaman. Ama geri dönemezdi. 
"Benim anneannem beni çok sever. 
Masal anlatır bana. Oyunlar oynarız.
Yaramazlık yapınca "dayında böyleydi" der gülerek."

Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden.
Kendisine doğru yönelmiş meraklı bakışları keyifle
seyretti. Ağızları açık "Ee sonra?" diyorlardı.
"Sever beni. Masal anlatır. Hiç susturmaz beni.
Ben konuştukça güler."Hay çocuk" der.
"Sen beni güldürdün. Allah'da seni güldürsün, der."
Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu,
anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını
düşünüp susuverdi. Üsteledi arkadaşları. 
"Hadi anlatsana!" dediler.Top havuzuna doğru koşup
"Herkesin anneannesi kendine"
diye bağırdı. Akın itiraz etti.
Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde
tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken
ne diye oyunbozanlık yapıyordu.
  Kızdı. "Herkesin babası kendisine demiyordun ama!"
Duymazlığa geldi. Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak
istemiyordu, işte o kadar!

Akşam çabuk oldu.
Bu oyunu kazanmıştı. Muzaffer bir komutan edasında
dolaştı bütün gün.Artık annesine neden Pazartesileri
yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi.
Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle. 
Her Pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü.
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı :
"Anne biliyormusun bugün yuvada ne oldu?"
"Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu.
Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. 
Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu
olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine
hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi? 
Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere
kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.
"Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.
Annesi manalı manalı baktı.
"Hayırdır. Bir yaramazlık filan...
Bak bir de seninle uğraşmayayım çok
yorgunum zaten."
Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla
uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça
elinden alır "Nasıl yorulmuş yavrucak.
Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek
alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer,
ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın
konuşuyordu?! "Annecigim yorulduğun zaman
gül kokulu uykulara dalarsın.
Anneannem öyle söylüyor."
"Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın.
Yorgunluktan ölüyorum."Bu kelimeden nefret ediyordu.
Yorgunum...Yorgun olduğumdan...Böyle
yorgun yorgunken...
"Anneciğim sen yorulma diye..."
"Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi.
Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. 
Hadi sen oyna biraz." "Hani siz yoruluyorsunuz ya..."
"Eeee...." "Ben de oynamaktan yoruluyorum."
"Ne yapayım?" "Bilmem..."
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler,
yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye
başladı."Mum da yok" diye karıştırdı dolapları.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin
köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli
tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki
aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi
gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını
yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı "Bak deli tavşan"
diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların
farları duvardaki tavşana yol açtı.Tavşan alabildiğine
hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu.
Sonra yorgun düştü.Duvardaki görüntü o minik avuçların
açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı
sarktı. Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç
konuşmadığını aklı etti birden. Kanepeye koştu.
Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek
uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı
iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. 
Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük
kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına,
"İşin bitince beni sever misin anne ?" dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan cocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.
     
    Yazarı Bilinmiyor

19:07 - 8/5/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

Sen Gelmedin




Gün battı
Çoktan açtı gece sefaları
hasret bahçesinin
Kuşlar çoktan döndü yuvalarına
Sulara selam veriyor
akşamın hüznü
Yağmurlar geldi ellerinde güllerle,
Gelincikler geldi kapıma,
kan rengi karanfiller geldi
Sen gelmedin…

Yelda gecelerde,
Hercai menekşeler ortağı oldu düşlerimin
Uzun bir türküyle düştü
yalnızlığıma martılar
Ayın sevdası geldi
gelinlik göçmen bir kızın
yarım kalmış bohçasıyla
Kayan bir yıldızın gözyaşı geldi,
elemi geldi,
yası geldi;
Sen gelmedin…

Ümit kayığında
kürek mahkumuydu hayallerim
Sabahları önce resmin girdi bütün odalarıma
Saçlarındı gölgesi mahzun ikindilerimin
Adın yazılı kaldı sokaklarında gönül şehrimin
Söndü hasret rüzgârından,
vuslatın yanan mumu
Erguvanlar geri geldi
yaz ortasında,
Erken sonbaharlarda
sardunyalar geldi,
Sen gelmedin…

Kırık bir vazoda bıraktın can elmasımı
Geceler geldi,
gündüzler geldi,
türküler geldi,
gemiler geldi,
son trenler geldi,
Sen gelmedin…


Mustafa Hatipler

12:06 - 5/5/2006 - yorum {2} - yorum yaz

<
Son Sayfa Sonraki Sayfa


Tanım
İnsanları İyi Tanıyın, Her İnsanı Fena Bilip Kötülemeyin, Her İnsanı da İyi Bilip Övmeyin... (Mevlânâ)

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım Image Hosted by Resim Yukleme Upload Galeriler Resimler

Son yazılar
- Bilmelisin Ki...
- Yoruldum çok Yoruldum...
- Bekleşimin Öyküsü...
- Sen Yoktun....
- Ağladımı Kimseye Söyleme Anne
- Kendime Soruyorum
- Sen Acı Mı Çektin ?
- Selam Olsun...
- Güllere Vurgunum...
- Konuş Yüreğim...


Son eklenen yazılar

• <%RecentEntryTitle%>

Image Hosted by Resim Yukleme Upload Galeriler Resimler <%FriendUsername%>
dog doors
Free Hit Counters
dog doors

>




a href="http://www.blogcu.com/blogekle" rel="tag" title="Blog Ekle">Blog Ekle